
FARABİ’NİN İDEAL DEVLETİ, ERDEMLİ ŞEHİRLERİ VE GÜNÜMÜZ ULUSLARARASI YAPILARI
30 Mayıs 2023
SONBAHAR
7 Ekim 2023
Bir çok yönden ele alınabilecek, bir çok yönü anlatılacak bir şair, bir fikir ve dava adamı Mehmet Akif Ersoy. Bir baytar, bir baba, bir sofu… İstiklal Marşı’nın yazarı değil, yaşayanı Mehmet Akif Ersoy kimdi?
Mehmet Âkif Ersoy 20 Aralık 1873’te İstanbul’un Fatih ilçesi Sarıgüzel mahallesinde Buhara’dan Anadolu’ya geçmiş bir ailenin kızı olan Emine Şerif Hanım’ın ve Kosova doğumlu, Fatih Camii medrese hocalarından olan Mehmet Tahir Efendi’nin oğlu olarak doğdu.
Rüştiye’de okurken babasını kaybetti daha sonra mahallelerinde çıkan bir yangında evlerini yitirip yoksullaşan bir aileye dönüştü. Babasının yokluğu onu zorladı ama hiç vazgeçmeyen Akif Ziraat ve Baytar Mektebi’ni kazandı. Okulun son 2 yılında şiire ilgisi artan Akif 6 ayda Kuran-ı Kerim-i ezberleyip hafız oldu ve daha sonra
“İbret alınmaz her gün okuruz ezbere de;
Bir ibret aranmaz mı ayetlerde ?
Ya okur geçeriz bir ölünün toprağına
Ya açar bakarız nazm-ı celilin yaprağına
İnmemiştir hele Kur’an bunu hakkıyla bilin
Ne teze mezara okunmak, ne fal bakmak için
İnmemiştir hele Kur’an bunu hakkıyla bilin
Ne duvarlara asılmak, ne el sürülmemek için
İnmemiştir hele Kur’an bunu hakkıyla bilin
Ne tezhip, ne sülüs, ne hat yazmak için
İnmemiştir hele Kur’an bunu hakkıyla bilin
Ne tapınak, ne nutuk, ne vaaz dini için
İnmemiştir hele Kur’an bunu hakkıyla bilin
Ne meslek kaygıları ne kariyer hesapları için
İnmemiştir hele Kur’an bunu hakkıyla bilin
Ne erkeği yüceltmek, ne kadını aşağılamak için
Ne Araba paye vermek, ne Acemi hor görmek için”
Diyerekten Kuran’a Hitab adlı şiiri yayınladı. Kuran-ı Kerim’in anlama dayandığının en güzel ifade şekli olan bu eserini arkadaşlarıyla çıkardığı dergide yayınladı. Milli mücadele yıllarını destekleyen Akif Burdur milletvekili olarak görev yaptı. 1921’de Ankara’da Taceddin Dergâhı’na yerleşen Mehmet Âkif, 500 lira ödül konularak açılan İstiklâl Marşı yarışmasına başta katılmadı. Millî Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi Bey’in ricası üzerine arkadaşı Hasan Basri Bey’in teşvikiyle ikna oldu. Onun orduya ithaf ettiği İstiklâl Marşı, 17 Şubat günü Sırat-ı Müstakim ve Hâkimiyet-i Milliye’de yayımlandı. Hamdullah Suphi Bey tarafından mecliste okunup ayakta dinlendikten sonra 12 Mart 1921 Cumartesi günü saat 17:45’te Milli Marş olarak kabul edildi. Âkif, ödül olarak verilen 500 lirayı hayır kurumuna bağışladı.
Mehmet Akif Ersoy tüm şiirlerini 7 kitabtan oluşan “Safahat” adlı eserinde topladı 1911 yılında yazdığı birinci bölümde Osmanlı toplumunun meşrutiyet dönemini; 1912 yılında yazdığı “Süleymaniye Kürsüsünde” adlı ikinci kitapta, Osmanlı aydınlarını anlattı. 1913’de Safahat’ın üçüncü bölümü olan “Halkın Sesleri”ni ve 1914 yılında dördüncü bölüm “Fatih Kürsüsünde”yi yazdı. Ardından 1917 tarihli “Hatıralar” ve I. Dünya Savaşı hakkında görüşlerinin yer aldığı 1924 tarihli “Asım”ı yazdı. Son ve 7. bölüm olan “Gölgeler”i 1933 yılında yazdı. Şiirlerinin toplu olarak yer aldığı 7 kitaplık eserine “İstiklal Marşı”nı koymayarak bu eserini Türk Milleti’ne armağan etmişti. Bu marşın bir insanın yazdığı şiirden çıkıp millileşmesi, halkın tüm damarlarına işlemesi Mehmet Akif’in aklına gelen beyitleri unutmamak uğruna tırnaklarıyla Taceddin Dergahı’nın duvarlarına yazmasıyla gerçekleşti. Ümmetçi bir anlayış sergileyen Mehmet Akif kendisinin vatan sevgisi konusunda paralel olduğu lakin dünya görüşü olarak zıt olduğu Türkçülüğün yapı taşlarından olan Hüseyin Nihal Atsız tarafından da şu sözlerle anılmıştır ”Türk milleti nedir, kimler Türk’tür diye sorulacak. Türk milleti, Türk kökünden gelenlerle Türk kökünden gelmiş olanlar kadar Türkleşmiş kimselerden meydana gelen topluluktur. Türkler, Polonya Türkleri gibi tek tük istisnalarla evlerinde Türkçe konuşan, anadili Türkçe olan insanlardır. Şuuraltında veya duygularının gizli yönünde başka bir ırkın şuur ve özleyişini taşımayan kimselerdir. Türkçülere yedi, hatta yirmi kuşak ilerisine kadar soykütüğü arayan kimseler diye iftira atıyorlar. Tatbik kabiliyeti ve araştırma imkânı olmayan bu gibi safsatalar ancak Moskofçuların ve başka düşmanların uydurmasından ibarettir. Her zaman verdiğimiz örnekleri yine tekrarlayalım: En büyük Türklerden biri olan Yıldırım Bayezid’in anası Türk değildi. Hangi Türkçü onu Türklük kadrosundan çıkarmıştır veya çıkarabilir? İstiklal Marşı şairi Mehmed Akif’in babası Arnavut, ülküsü de Türkçülüğe aykırı olan ümmetçilik olduğu halde hangi Türkçü Mehmed Akif için Türk değildir demiştir? Mesele Yıldırım Bayezid veya Mehmed Akif kadar Türk olabilmektir (Atsız, 1992: 55).”
Mehmet Akif’in ideal nesil ütopyası olan Asım’ın nesli işte bu bilgiler ve fikirler içinde İstiklal Şairimizin şahsında vatan,millet ve dini temellerine layık olarak ilerlemeli ve asla o’culardan şu’culardan bu’culardan olmamalıdır. Çünkü biz İstiklal Marşı’nda belirtilen Kahraman Irkın evlatları ve mazlumların yoldaşı zalimlerin düşmanı olan bir milletiz. Yaşadığı zorluklardan sonra vefatı ve cenazesi de bizim temellerimize sağlam bir şekilde sahip çıkamadığımızın delilidir. O dönem Cenaze törenine katılan Midhat Cemal Kuntay ise Beyazıd meydanındaki dakikaları şöyle anlatıyor:
‘Cenaze Beyazıd’dan kalkacak. Oraya gittim. Kimseler yok; bir cenazenin geleceği belli değil. Çok sonra birkaç kişi göründü biraz sonra çıplak bir tabut geldi. Bir fıkara cenazesi olmalı dedim. O anda Emin Efendi Lokantasının sahibi Mahir Usta, elinde bir bayrakla cenazeye koştu. Sebebini anlamadım. Yine o anda yüzlerce genç peyda oldu. Üniversitenin büyük sancağına çıplak tabutu sardılar. Ellerimi yüzüme kapadım. Cenazeyi tanımıştım.’
Ve daha sonra Şanlıurfa’nın övünç kaynaklarından olan ve o tarihlerde Milli Türk Talebe Birliğinde görevli bulunan Prof.Dr. Abdülkadir Karahan da cenazeye katılmış ve bir konuşma yapmıştı. ‘Akif’in Ebediyete Uğurlanışı ve Sonrası’ başlıklı bir yazıda hatıralarını anlatan Karahan cenaze töreni sonrasında başına gelenleri şöyle anlatıyordu :
‘Burada bir olaya daha değinmek isterim. Benim o eşi az bulunur Milli Marşımızın eli öpülecek şairimizin kabir başındaki hitabemi, takdir yerine adeta tekdirle karşılanmak istenmesini ben bugün bile bir muamma gibi çözemediğimi de işaret etmek isterim.Çünkü 3 gün sonra beni Yüksek Öğretmen Okulundan Emniyet Müdürlüğüne istediler. Bir şube müdürü beni sorguya çekti. “ Ne sıfatla resmi makamların törene gerek görmediği bir şairin kabri başında konuşma yaptığımı sormuştu. Cevabım yaklaşık olarak şöyleydi: Ben herhangi bir şairin değil, Türk Bayrağı göndere çekilirken, yazdığı İstiklal Marşı ile göklere seslenen bir zatın kabri başında milletimizin duygusunu, saygısını dile getirdim. Beni buraya çağırmakla hata işlemiş bulunuyorsunuz.”
Dönemin yöneticileri her ne kadar Mehmet Akif’e bir cenaze töreni hazırlamamış olsalar da sevenleri ve binlerce üniversite öğrencisi onu son yolculuğunda el üstünde Edirnekapı mezarlığına kadar taşıdı. Dönemin bağlam ve şeriatlarından dolayı yapılan bu hareketler bugünlerde artık eskisi gibi yer almıyor.
Yazımı Mehmet Akif Ersoy’un şu sözleriyle bitirmek istiyorum “ALLAH BU MİLLETE BİR DAHA İSTİKLAL MARŞI YAZDIRMASIN”
Muhammet Hüseyin TİMUÇİN




