
DUYGU DURUM ÇIĞLIĞI
30 Mayıs 2023
ESARETİ HÜRRİYETE DÖNÜŞTÜREN ŞAİR: MEHMET AKİF ERSOY
30 Mayıs 2023Siyaset felsefesi alanındaki düşünce ve çalışmalarıyla geçmişe ve geleceğe ışık tutan Farabi, “El Medimetü’l Fazıla” adlı çalışmasında ideal devletin, devlet unsularının, yöneticilerinin ve halkının nasıl olması gerektiği konusunda çeşitli felsefi analizler yapmıştır. Bu çalışmayı hazırlarken sadece devlet kavramını ele almamış, konunun sıfır noktasına inerek oldukça detaylı bir şekilde açıklamaya çalışmıştır. İlk var olan ve ikinci var olan hakkında düşünceler geliştirmiş, göksel olaylar ve cisimler hakkında bilgi vermiş, akıl-ruh-beden ilişkisini ve yetilerini dile getirmiştir. Yani “ideal devlet”ini oluştururken din felsefesi, bilim, fizik, antropoloji, nöroloji, fizyoloji gibi birçok alanı merceği altına almıştır.
Farabi, devletin unsurlarından biri olan insan ruhunu bölünmez olarak tanımlamış ve ruhun ana kuvvetlerini sıralamıştır. Farabi’ye göre ruhun ana kuvvetleri besleyici, duygusal algı, akıl ve arzu, tahayyül ve isteme kuvvetleridir.
İnsan bedeni hakkında da düşünceler öne süren Farabi, “erdemli şehir-tam sağlıklı beden” ilişkisi ile bir ideal devlet tasavvuru geliştirmiştir. Sağlıklı bedenin birbiriyle düzen içerisinde fakat birbirleriyle farklı görevlerde çalışan organlarını kuvvetler ayrılığı ilkesiyle özdeşleştirmiştir. Organlar arasındaki ast-üst ilişkini de bürokrasi kavramıyla özdeşleştirmek mümkündür.
Farabi, insanın çeşitli ihtiyaçları olduğu ve tüm bu karmaşık düzen içerisinde bu ihtiyaçları yerine getirebilmek için diğer insanlara ihtiyaç duyulduğunu ve toplumların da bu sayede oluştuğunu belirtmiştir. Toplumların bir arada yaşadığı yer ve devletlerin de yerel düzeydeki hali olan şehirleri erdemli şehir haline getiren unsurları da açıklamıştır. Farabi’ye göre mutluluk, bir şehrin erdemliliğinin göstergesidir. Asıl amacın mutluluk olduğu şehir, erdemli bir şehirdir. Bu noktada bahsi geçen mutluluğun sürdürülebilirliği ve mutlak devlet varlığının sağlanması için “erdemli insan-erdemli devlet” modelinin önemine vurgu yapmıştır. Bu modelde insan odaklı yönetim, ulaşmak için hedef haline getirilmiş bir ahlaki değerler sistemi ve akıl ile bilimin hüküm sürdüğü bir ortam söz konusudur.
Nasıl ki Farabi’nin organ hiyerarşisinde en tepede kalp varsa ve bedenin amirliğini yapıyorsa bu şehirlerin amirliğini yapacak kişilere de ihtiyaç vardır. Amirlik yapacak bu kişiler, sıradan kişiler olamaz çünkü yöneticilik yeteneği ya doğuştan gelen bir yetenek olmalıdır ya da daha sonradan kazanılmalıdır. Tabii ki erdemli bir şehrin olması için yöneticinin de erdemli olması gerekmektedir. Farabi’ye göre erdemli bir şehir yöneticisinde olması gereken özellikler ise şunlardır: Sağlıklı olması, öngörülü olması, hafızasının iyi olması, zeki ve uyanık olması, ifade becerilerinin iyi olması, öğrenmeye açık olması, doğruyu sevmesi, dünyevi istekler peşinde koşmaması, şerefli ve yüksek ruhlu olması, adil olması, cesur olması.
Kısacası Farabi’nin “İdeal Devlet”inde liyakat, adalet, uzmanlaşma, değişime duyarlılık, erdemlilik ve yardımlaşma esaslı bir devlet anlayışı söz konusudur.
Çağdaş uluslararası sistemler incelendiğinde ise durum şekildedir: Ulus-devletlerin doğuşuyla ve bu devletlerin uluslararası arenada söz sahibi olmasıyla birlikte uluslararası örgütlerin ortaya çıkışı da başlamıştır. Bu köklü değişimin meydana gelmesinde 1648 yılında imzalanan Westphalia Barış Anlaşması’nın önemi büyüktür. Bu anlaşma, ulus-devletlerin o döneme kadar egemenlik süren diğer devletler karşısındaki zaferini temsil etmektedir ve eşitliğin temel ilke olarak görülmesindeki kilometre taşlarından birisidir. Fransız İhtilali sonrasında yayılan milliyetçilik akımı da bahsi geçen bu eşitlik ilkesinin gelişmesinde önemli rol oynamıştır. Bu dönemde egemenlik ve eşitlik dengesinin sağlandığı bazı ülkeler bir araya gelerek çeşitli yapılar oluşturmuştur fakat bu süreçte ana konu, güvenlik kaygıları etrafında şekillenmiştir.
Bu sebepledir ki uluslararası kuruluşların yaygınlaşması ve günümüz anlamıyla faaliyet göstermesi 19. yüzyılın başlarına tekabül etmektedir. Bu dönemde özellikle Avrupa’da uluslararası kuruluşların yaygınlaştığı bir ortam meydana gelmiştir. 1815 Viyana Kongresi neticesinde belirlenen “Avrupa Uyumu” yöntemiyle de bu sürece ortam hazırlamıştır. Bu tarihten 1. Dünya Savaşı’na kadar olan süreçte ticaret, ekonomi gibi alanlarda çeşitli örgütler ve kuruluşlar kurulmuştur. Bu tarihten 2. Dünya Savaşı’na kadar olan süreçte bu faaliyetler oldukça sekteye uğramıştır çünkü devletlerin ve milletlerin birçoğu savaş halindedir. 2. Dünya Savaşı’nın bitiminden hemen sonra hasarların ortadan kaldırılması, açılan yaraların sarılması, hayatın normal seyrine dönmesi için çeşitli kuruluşlar ortaya çıkmıştır ve benim düşünceme göre çağdaş uluslararası kuruluşların yükselişi de bu olayların yarattığı boşluklardan faydalanılarak mümkün olmuştur.
Bu süreçten sonra Birleşmiş Milletler, Avrupa Konseyi, Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu, Uluslararası Çalışma Örgütü, UNESCO, UNIDO, Dünya Bankası, Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası, Uluslararası Finans Kurumu, Dünya Ticaret Örgütü, Dünya Sağlık Örgütü, Uluslararası Kızılhaç Komitesi, Sınır Tanımayan Doktorlar gibi birçok uluslararası sivil toplum kuruluşları ve hükümetler arası örgütler kurulmuştur.
Uluslararası kuruluşların misyon ve vizyonlarına, görev ve yetkilerine baktığımızda ise genellikle ekonomi, siyaset gibi meta odaklı bir yapıları olduklarını gözlemleyebiliriz. UNESCO, Dünya Sağlık Örgütü, Sınır Tanımayan Doktorlar gibi bazı uluslararası örgüt ve kuruluşlar dışındaki çoğu kuruluşun hem kâğıt üzerinde hem de uygulamada doğrudan insan odaklı bir çalışması olmadığına şahit olmaktayız. Saydığım bu birkaç uluslararası kuruluşun da kapalı kapılar ardında ne gibi hesapları olduğu konusunda fikir sahibi değiliz. İyilik elçisiymiş gibi görünen ya da çeşitli değer yargıları çerçevesinde hareket ettiği düşünülen birçok uluslararası kuruluş, yüklendikleri sorumluluğa hizmet etmemektedir.
Farabi’ye göre denklem çok basittir. Bir şehrin ya da daha genel anlamda bir yapının erdemli olarak kabul edilebilmesi için insan mutluluğunun esas alınması gerekmektedir. Bu erdemli yapının başında ise yine erdem sahibi yöneticiler olması gerekmektedir. Bu organizasyonların ise bu tarz bir amacının veya yapısının olmadığı aşikardır. Uluslararası arenada güç sahibi devletler tarafından şematize edilen, şekillendirilen ve hareket ettirilen bu yapılar, güçlü devletlerin güçsüz devletler üzerinde hegemonya kurmalarının yasal birer yoludur. Buna en basit örnek olarak IMF’i göstermek mümkündür. IMF, ülkelere sunmuş olduğu maddi desteklerle onları baskı altına alarak neoliberal düzenin ortaya çıkışına zemin hazırlamaktadır.
Bu sebeple bu kurum, kuruluş veya örgütleri erdemli yapıların günümüz temsilcileri olarak değerlendirmek doğru değildir. Kâğıt üzerinde oldukça erdemliymiş gibi görünseler de sundukları hizmetler, hizmetlerin sunulduğu kişiler, alınan kararlar, kararları alan yapılar göz önünde bulundurulduğunda gerçekler ortaya çıkmaktadır. Bu hususta Farabi’yi bir hayalperest ya da kendi ütopyasını kurmuş birisi olarak değerlendirmek de oldukça yanlıştır çünkü Farabi’nin bahsettiği ideal devlet, erdemli şehir ve erdemli insan modeli, sanıldığı kadar da uç veya ulaşılmaz bir model değildir.
Ümit KOÇ





1 Comment
Ellerine sağlık, çok güzel olmuş👏🏼👏🏼