
KUVVETLER AYRILIĞI İLKESİNİN MODERN ULUS-DEVLET VE İSLAMİ HÜKÜMET BAĞLAMINDAKİ YERİ
8 Ekim 2023
SON BAKIŞ
28 Kasım 2023“Saygı olsun bu çelik atlıların gök tuğuna,
Tuğu kaldırmış olan orduların başbuğuna.”
-Hüseyin Nihal ATSIZ
Türkler, tarih sahnesinde yüzyıllardır varlık gösteren bir millet olduğu ve hayatlarının önemli bir kısmı savaşlarda geçtiği için birtakım gelenekler meydana gelmiştir. Öncelikli olarak şunu hatırlamakta fayda vardır: Savaş, sadece iki kuvvetin çarpışması değil aynı zamanda kültürlerin birer çarpışmasıdır. Bu sebepten ötürü savaş denen şey, basite indirgenemez. Askeri kültürümüzde geleneklerin önemi bir hayli fazladır. Askeri gelenekler de kendi aralarında üçe ayrılmıştır.
A-Savaştan Önce Gösterilen Faaliyetler ve Gelenekler
1-Sürgün Avına Çıkmak:
Sürgün avı yani avcılık kültürü, Türklerin en eski dönemlerinde bile karşımıza çıkan bir gelenektir. Bu gelenek, savaştan önce tüm ordu mensuplarıyla yapılan bir faaliyettir. Amaç ise savaşın bir tatbikatını yapmakla beraber birlik ve beraberlik duygusunu pekiştirmektir.
2-Ok Göndermek:
Ok göndermek, savaşa çağrı niteliği taşımaktadır. Hükümdar, beylerine ve komutanlarına ok göndererek savaşa çağrı yapmaktadır. Okları alan beyler veya komutanlar, maiyetlerindeki askerlerle beraber hükümdarın söylediği yerde orduya katılarak savaşa gitmekteydiler. Bazı Türk hükümdarlar, bu çağrıyı ok ve yay göndererek yaparken; bazıları ise kırmızı ok göndererek yapmaktaydı.
3-Geçit Töreni (Resm-i Geçit) Yaptırmak:
Geçit törenleri, savaşlardan önce yapılan bir gövde gösterisiyken aynı zamanda orduyu denetlemek için de yapılırdı. Halkın ve ordunun moral ve motivasyonunu arttırıcı bir etkisi bulunmaktaydı. Bu törenlerde, ordudaki eksikler belirlenir ve ona göre takviyeler yapılırdı. Bu orduyu denetleyen, bizzat hükümdarın kendisi olurdu. Bir seferinde Malazgirt
Savaşı’ndan önce Sultan Alparslan, kendisine bağlı birliklerde Anadolu’ya hızlıca geçtiği için bu törende orduyu denetleyememiştir. Onun yerine Nizâmü’l- Mülk, orduyu bu törende denetlemiş ve orduda bir askeri cılız diye çıkartmak istemiştir. Bu askerin, komutanının ısrarlarıyla orduda kalmasını istemiştir. Bunun üzerine Nizâmü’l- Mülk, izin vermiş fakat bu askerle; “Belki bize Bizans İmparatoru’nu tutsak alıp getirir.” diyerek alay etmiştir. Tarihin garip bir tecellisi olarak bu asker, Bizans imparatorunu tutsak alıp getiren asker olmuştur.
4-Siyasi Vasiyette Bulunmak:
Hükümdarın savaşa gitmeden önce yazılı ve sözlü olarak bulunduğu vasiyettir.
5-Savaş Meclisi Toplamak:
Türklerde hükümdar, kararları tek başına almazdı. Her zaman bir meclis bulunur, fikirler ortaya atılır, tartışılır ve karar öyle alınırdı. Bu meclislere; toy, kengeş, ternek ve kurultay adı verilirdi. İslami dönemde ise adı, danışma (meşveret) meclisi veya savaş meclisi olarak değişmiştir. Düşmanla karşılaşılıncaya kadar bu meclis birkaç defa toplanırdı. İlk toplantı, devletin merkezinde; son toplantı ise savaş alanında yapılırdı.
6-Yüzük Göndermek:
Türk devletlerinde iç çatışmalarda yani iktidar mücadelelerine katılan hanedan mensupları, kuvvet ve silah yönteminden önce komutanlara ve beylere yüzük göndererek kendilerine katılmalarını isterlerdi. Yüzüğü kabul edenler, emrindekilerle beraber o hanedan üyesinin yanında saf tutarlardı.
7-Barış Önerisinde Bulunmak:
Türk hükümdarlar, genel olarak olayları barışçıl yollarla çözmekten yanaydılar. Bu yüzden savaşmadan önce karşı tarafa barış teklifi yaparlardı. Bu gelenek önemli bir Türk-İslam geleneğidir.
8-Otağ (Saltanat Çadırı) Kurdurma:
Hükümdarın sefer süresince içinde kaldığı otağın hazineden çıkarılıp bir meydana kurulması, savaş alameti sayılırdı. Sefer hangi yöne olacaksa otağ da o yöne kurulurdu. Örneğin; Osmanlı devleti, Avrupa yönüne sefere çıkacaksa Davud Paşa Sahra’sına; Anadolu yönüne çıkacaksa Üsküdar ve Gebze sahralarına otağı kurdururdu.
9-Zafer ve Başarı için Dua Etmek:
Müslüman Türk hükümdarları; çıktıkları seferi zaferle sonuçlandırabilmek için bazen ordusuyla beraber, bazen ise münferit şekilde dua ederdi.
10-Savaş Türküleri Söylemek:
Ordunun hep birlikte savaş türküleri söylemesi eski bir gelenek olmasına rağmen Türkler, bu geleneklerini devam ettirmişlerdir. Bu sayede askerin maneviyatı yükselmekle birlikte cesaret arttırılmaktaydı.
11-Tuz-Ekmek Göndermek:
Türklerde tuz-ekmek hakkı, daima gözetilirdi. Aynı sofradan yenilen yemek, o kişiler arasında tuz-ekmek hakkını doğurur ve bu kişiler arasında sağlam bir hukuk oluşurdu. Tuz-ekmek hakkını gözetmeyenlere güvenilmezdi. Tuz-ekmek hakkı; dostluk, bağlılık, şükran, cömertlik, samimiyet, iyilik ve konukseverlik gibi yüksek insani erdemleri ifade ederdi. Örnek bir olay olarak; Harzemşahlar Hükümdarı Celaleddin Mengüberti, Gürcistan’a sefere çıktığında Gürcü komutanın ordusunda 40 bin kişilik Kıpçak Türkü bulunmaktaydı. Celaleddin Mengüberti, savaştan önce Kıpçak Türklerine tuz-ekmek göndermiştir. Bunun sonucu olarak Kıpçak Türkleri savaş meydanını terk etmişlerdir.
12-At Kuyruğu Bağlamak:
Savaştan önce at kuyruğu bağlamak eski bir Türk geleneğidir. Bunun sebebi ise atın uzun olan kuyruğunun savaş meydanında atın ayaklarına dolanmasını engellemektir. At kuyruğu bağlamak, kahramanlık ve cesaret alametiydi.
13-Meydan Okumak ve Mübareze:
İki ordu karşı karşıya geldiğinde iki ordudan da iki kişi çıkar ve çarpışırdı. Bunun amacı ise kazanan tarafın moralini arttırmak, maneviyatı yükseltmektir. Kaybeden tarafın ise moralini ve maneviyatını düşürmektir.
14-Yada Taşı ile Yağmur Yağdırmak:
Türkler için, eski İslam yazarları: “Türkler; istedikleri zaman yağmur, dolu, kar yağdırmaya ve fırtına çıkarmaya muktedir bir kavim idiler.” demişlerdir.
Yada taşı; yağmur, dolu, kar yağdırmaya ve fırtına çıkarmak için kullanılan bir taştı. Devlet hazinesinde muhafaza edilirdi. Bu taşı kullananlara, yadacı denilirdi. Savaşlarda bu taş sayesinde üstünlük sağlayıp başarı kazanıldığı söylenmiştir.
Savaş, barışın hamisi ve kurucusudur. 5 bin yılı aşan insanlık tarihinde savaşsız geçen süre tahmini olarak 300 yılı geçmemektedir. Paris Adalet Sarayı binasının dışında “Gladius legis custos” yazmaktadır. Anlamı ise şudur: Kılıç, hayatın koruyucusudur. Burada dikkat çekilen ve vurgulanan nokta, barıştır.
Orduların savaş için olduğu zannedilir oysa barışı tesis eden de ordulardır. Mesela Kurtuluş Savaşı’nı ele alalım, bugün sahip olduğumuz topraklarda barış varsa sebebi o günkü ordunun topraklarımız üzerinde barışı tesis etmesidir. Kısacası yeryüzünde nerede barış bölgesi varsa barış bölgesinin sahibi olan ülkenin orduları ve donanmaları yani silahlı kuvvetleri, o bölgeyi korumaktadır. Türkler, sahip olduğu bölgelerde barışı tesis etmeye çalışmış ve orduları ile barışı korumuşlardır. Burdan yola çıkarak Türklerin savaş sırasındaki faaliyetlerini ve geleneklerini inceleyelim.
B-SAVAŞ SIRASINDA GÖSTERİLEN FAALİYETLER VE GELENEKLER
1-Bayraktarı Harekete Geçirmek:
Bayrak ve sancak, Türkler için çok kutsaldır. Seferlerde veya savaşlarda bayrak ve sancak ile görevli olanlara “bayraktar, sancaktar, alemdar, mir-i a’lem” denmiştir. Bayrak, hakimiyet ve hükümdarlık sembolüdür. Selçuklular döneminde bayraktarı harekete geçirmenin iki anlamı vardı: Bunlardan ilki harekete geçme diğeri ise saldırıya geçmedir. Eğer bayraktar, ordugahtan harekete geçmişse bu yürüyüş demekti. Bayraktar, savaş esnasında harekete geçtiyse bu da saldırı demekti.
2-Çetrin (Saltanat Şemsiyesi) Yere Düşmesi:
Çetr, seferde ve savaşta çetirdar adı verilen görevli tarafından taşınırdı. Çetr, bir hakimiyet ve hükümdarlık sembolüydü ve bununla birlikte hükümdara özgü bir renkte olurdu. Sultanın geldiği bu şemsiye ile anlaşılır ve devlet görevlileri atlarından inerek saygı duruşuna geçerlerdi.
Çetrin yere düşmesi, bozgun işaretiydi. Bu durumu gören askerler, çetrin yere düşme sebebi ne olursa olsun korku ve panik halinde kaçmaya başlamaktadır.
3-Toplanma Borusu ve Davulu Çaldırma:
Ani ve sürpriz baskınlar karşısında farklı yerlere dağılan ordu birliklerini tek bir yere toplamak için toplanma borusu veya davulu çaldırılırdı.
4-Miğferin ve Kesilmiş Başın Mızrak Ucunda Dolaştırılması:
Düşman ordunun komutanının öldürülüp başını savaş meydanında gezdirmek, zafer işareti sayılmakla beraber savaşmaya devam eden düşmanların direncini kırmak ve bir an önce sonuca gitmeyi sağlamaktı.
5-Zafer Davulu Çaldırmak:
Zafer davulu çaldırmak, zafer işareti sayılmaktaydı. Bu davulu duyan düşman birlikleri ya kaçışmaya başlar ya da teslim olurdu.
6-Mızrak Çevirmek:
Savaş esnasında askeri grupların toplu şekilde mızrak çevirmeleri saf değiştirme alametiydi.
Bir de tuğ çevirmek vardır ki o da aynı anlama gelmektedir. Olaya örnek olarak; Timur ile Kıpçak Hanı Toktamış savaşırken Toktamış Han’ın tuğbeyi gizlice Timur’a başvurup onun tarafına geçmek istediğini dile getirir. Timur da ondan savaşın tam kızıştığı anda tuğu ters çevirmesini ister. Çünkü Timur, savaşın en kızıştığı anda bunun etkisinin sonuçlarını iyi bilir.
Timur’un ordusundaki askerler de “Düşman kaçtı!” diye bağırarak Toktamış Han’ın ordusunda panik yaratırlar. Böylece Timur, savaşı kazanmış olur.
7-Kamp Ateşleri Yakmak:
Savaş sanatında usta olan Türkler, savaşın sadece fiziksel değil aynı zamanda psikolojik olduğunun da farkındaydılar. Sayılarını fazla göstererek düşmana korku salmak için geceleri bir sürü kamp ateşi yakarlardı.
8-Aman Dilemek:
“Aman”, bağışlanma isteğidir. “Aman dilemek”, karşı tarafın gücü karşısında boyun eğmektir. Karşı tarafın buna cevabı olumlu ise buna da “aman vermek” denir.
Aman dileyen komutanın, aman verecek olan komutandan istekleri şu şekildedir:
- Hayatlarına ve şahsi mallarına dokunulmaması ve serbestçe istediği yere gidebilme isteği,
- Teslim ettikleri kale ve şehre karşılık olarak da kendilerine ülkenin başka bir yerinde bir kale ve şehrin tesisi isteği.
Aman vermek, hukuki sonuçları olan bir olaydır. Bağışlanan kişinin hem şahsı ve maddi varlığı güvence altına alınmakta hem de onun siyasi vaziyeti için önemli bir karar verilmiş olmaktadır.
9-Kale Burcuna Bayrak veya Sancak Çekmek:
Kalelerin burcuna bayrak veya sancak çekmek, fethin gerçekleşmesi anlamına gelmektedir.
10-Boyuna Kefen ve Kılıç Asmak:
Girdiği mücadelede başarısızlığa uğrayan kişiler, börkünü çıkarıp kuşağı çözerek boynuna asar ve galibin kılıcının altından geçerdi. Bu davranış, özür dileme mahiyetinde ve itaat etme sembolüydü.
11-Savaşta ve Barışta Kahramanlık Gösterenleri Ödüllendirmek:
Savaşta ve barışta başarı sağlayan, kahramanlık gösteren askerlere makam ve ödül verilirdi. Bunun amacı, ordu içindeki kahramanları onurlandırmak ve yeni kahramanların çıkmasını teşvik etmekti.
Sonuç olarak sadece savaş öncesi faaliyetlerimiz değil, savaş sırasındaki faaliyetlerimiz de önemlidir. Her faaliyet kendi içinde önemli bir yer teşkil etmektedir.
Platon: “Savaşın sonunu sadece ölüler görür.” sözüyle bize savaş ve barış arasında döngüyü veciz bir şekilde ifade etmiştir. Çünkü savaş ve barış birbirini tamamlayan iki parçadır. İki veya daha fazla toplumun ilişkisi bitmeyen savaşla veya barışla devam eder. Sağlanan ideal barış ortamı bozulursa tekrar savaş olur. Bu yüzden savaş ve barış sürekli devinim halindedir.
C- SAVAŞTAN SONRA GÖSTERİLEN FAALİYETLER VE GELENEKLER
1-Fetihname veya Zafername ile Birlikte Hediye Göndermek:
Selçuklu sultanları; galip çıktıkları savaşlardan sonra sevdiklerine, dostlarına, halifeye ve diğer uzak veya yakın bağımsız devletlere hediyelerle birlikte fetihname veya zafername gönderirdi. Fetihnameler, İnş Divanı’nda (resmi yazışmaların yazıldığı yer) yazılır ve münşi adı verilen katipler tarafından hazırlanırdı. Daha sonra tuğraî tarafından sultanın tuğrası çekilerek gönderilirdi.
2-Sefer Masrafı (Na’l-Baha) Almak:
Savunma gücü bulunmayan tarafın yağma ve tahrip edilmemesine karşılık olarak karşı tarafa ödedikleri vergiye, na’l-baha denir.
3-Kurtuluş Fidyesi (Fidye-i Necat) Almak:
Selçuklu sultanlarının savaşlarda esir aldıklarına karşı birkaç farklı muamelesi vardı. Bunlardan biri, kurtuluş akçesi almaktır. Eğer alınan esir, karşı tarafın hükümdarı ise kurtuluş akçesiyle beraber bir de onları belirli şartlarla vassal bir hükümdür haline getirmekteydi.
4-Uğurlama ve Karşılama Töreni:
Hükümdar savaşa giderken geride kalan devlet adamları, memurlar ve halk tarafından uğurlanmaktaydı. Aynı şekilde savaştan geldiğinde de karşılanmaktaydı.
5-Kutlama Yapmak:
Savaşlardan sonra halife, diğer vassal hükümdarlar ve devlet adamları da sultanı mektupla ve hediyelerle kutlarlardı.
6-Askeri Başarıyla İlgili İsimler, Unvanlar ve Lakaplar Almak:
Eski Türklerde şahsi yeteneğe ve başarıya çok önem verilirdi. Her genç, toplumdaki kimliğini ve adını almak zorundaydı. Örneğin; Oğuzlar, bir kahramanlık gösterene kadar çocuklarına isim vermezlerdi. Kahramanlık, savaş ve fetih, askeri unvan, silahlar ve hakimiyet sembolleriyle ilgili isimler ve unvanlar verilirdi.
Sonuç olarak Türklerin harp geleneklerini üç başlık altında inceledik. Bu incelemeler sonucunda da Türklerin harp sanatında neden bu kadar iyi olduğunu anlamış olduk. Türkler; barışa, halkına, devletine, toprağına ve askerine önem veren bir millettir.
YAZAR: HAKAN SAKALLI
KAYNAK: Türk Askeri Kültürü- A.Sefa Özkaya




