
DİLEK
27 Nisan 2022
İKİNCİ DÜNYA ŞAVAŞI’NIN EN BÜYÜK NEDENİ: BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI
27 Nisan 2022Arayış insanının kendine sıkça sorduğu sorulardan biridir, ben kimim? Ne yapmak istiyorum fakat “ben” ne yapıyorum? Nerede olmak istiyorum ancak neredeyim? Bu sorular, uzayıp gitmekte ve kişinin hayallerinde soyutlanan rasyonel dünyanın paradokslarını içselleştirmekte. Ancak sürekli cevap arayışında olmak, sorunun özünü bulmaya yeterli midir keza asıl sorun/soru cevapta mı yoksa soruda mı gizlidir? Sorduğumuz sorular yanlışsa nasıl doğruya gidebiliriz? Sorduğumuz soruların doğruluğundan nasıl emin olabiliriz? Doğruluktan kastımız nedir? Doğru diye bir şey var mıdır?
Bu sorular, tümdengelime doğru aksetse de -bilimsel ve felsefi görüşler bir yana- kişinin ruhunda dönemeçlerin bulunduğuna dair bir işarettir. İnsan, gündelik hayatın koşuşturmacasında kendine bu soruları sormasa da bir yerde soyut veyahut somut olarak mutlaka karşısına çıkar ve kişide birtakım “ben soruları” başlar. Peki; bu kişi, soruları ben diye sorarsa asıl benliğe nasıl ulaşır? Bunu basit bir ifadeyle şu şekilde açıklamak isterim: “Ben” ve “kendim” kavramları muadil olarak kullanılsa da birbirinden çok farklıdırlar.
Ben kavramı, kişiye dışardan yüklenen misyonlardır. İnsanın dili veya ırkı, kişiye atfedilen iyi-kötü özellikler, yaptığı iş, hatta adı dahi “kendine” ait değil; “ben”e ait olan unsurlardır. Kişi, bu ayrımın farkına varamadığı zaman kimlik karmaşası yaşar. İnsan, çoğu zaman etkilendiği kaynakları fark edemez. Ama mutlaka bir şeylerin tesiri altındadır. Hayatın ve çevrenin getirdiği tüm dış etkenler, (Gün içinde cereyan eden en ufak ayrıntılar bile… Örneğin, televizyonda hızlıca geçen haberler vb.) kişinin bilinçaltına işler hatta etkilenme derecesi fazla olursa adeta kişinin üzerine yapışır.
Sorunun çözümlenmesinin zor tarafı da kişinin “kendi”ni “ben” zannetmesidir. Kendini hesaba katmadan “ben kimim” sorusunu sorunca “ben” ve “kendi” olmayı bir bütün alarak yukarda saydığımız örneklere cevap verir. Ancak; “kendim kim” diye sorulduğunda işin rengi değişir. Bu sefer ben kavramına değil, kendim kavramına yoğunlaşılır. (Bu şekilde kişi, asıl sorması gereken soruyu sorar.) İşte, kişi orada özgürdür. Ayıplanma, yargılanma kaygısı gütmez ya da hayat meşgalesi bilfiil uzaklaşır. Kendini duymuş olur, başkasının yüklediği duygular ya da isteklere değil de kendi isteklerine kulak verir. Kişinin kendinde bulunan öz duygu ortaya çıkar. Bu açıdan bir insanın benden kendine doğru yaptığı içsel yolculuk, bahsini ettiğimiz kimlik kargaşasını da en aza indirger. (Kişiden kişiye değişmekle birlikte kimlik arayışları bitmez, farkında olarak ya da olmayarak.)
Ayça ÇELİKBİLEK




