
KIRIK ÇERÇEVE
25 Ocak 2023
BEN’İN İMPARATORLUĞU
25 Ocak 2023
Denizcilik faaliyetleri; büyüyen, güçlenen ve gelişen toplumlar için oldukça önemli bir konudur.
Tarihsel süreci incelediğimizde bir devletin güçlü olarak kabul edilebilmesi için ordusunun da güçlü olması gerekmektedir. Günümüzde bu şartı güçlü kara kuvvetleri, deniz kuvvetleri ve hava kuvvetleriyle sağlayabiliriz. Fatih Sultan Mehmet dönemini ele aldığımızda ise bunu güçlü kara ordusu ve güçlü bir donanma ile sağladığını gözlemlemekteyiz. Fatih, güçlü öngörü yetenekleriyle bu durumu çok önceden tahlil etmiş ve Osmanlı denizciliğine verdiği önemle bu özellikleri sağlayabilmiştir.
Fatih Sultan Mehmet döneminde Osmanlı denizciliğinin gelişmesinin en temel etkenlerinden biri, Konstantinopolis’in fethi için donanmaya duyulan ihtiyaçtır. Saltanatının ilk yıllarında Yıldırım Bayezid’in yaptırdığı Anadolu Hisarı’nı tamir ettirerek tam karşısına da Rumeli Hisarı’nı (Boğazkesen) inşa ettirmiştir (1452). Rumeli Hisarı ile birlikte Karadeniz’e geçişi kontrol altına almayı hedeflemiştir. Bunun sonucunda Konstantinopolis’e gelecek yardımları engelleyerek fethi kolaylaştırmıştır.
Fatih, Konstantinopolis’i denizden kuşatmak suretiyle şehre giden ticaret yolları üzerindeki hakimiyeti ele geçirmiştir. Fatih Sultan Mehmet, bunu teyit etmek üzere bir duyuruda bulunarak Boğaz’dan geçecek bütün gemilerin hisar önünde durmalarını ve selâmiyye akçesi ödedikten sonra geçiş izni alarak yollarına devam edebileceklerini ilan etmiştir.
Çok zaman geçmeden Karadeniz’den İstanbul’a tahıl getiren bir Venedik gemisi, bu kurallara uymadığı için batırılmıştır. Fetih gerçekleştikten sonra bu denetim kuralları daha fazla sıkılaştırılmıştır. Gemilerde kaçak mal ve köle olup olmadığı konusunda teftişe başlanmıştır.
Fatih, Gelibolu’daki tersanesini yeniden tahkim ettirmekle birlikte eski gemileri tamir ettirmiş ve yeni gemilerin inşası için emir vermiştir. Bunun sonucu olarak kayık ve nakliye türü gemiler de dahil olmak üzere 350-400 gemiden oluşan Osmanlı donanması, Marmara denizinden girerek İstanbul’a ulaşmıştır. Bu donanma o zamana kadar görülen Osmanlı donanmalarının en büyüğü olma özelliğini taşıyordu.
Osmanlı donanması, caydırıcı bir güç olmakla birlikte İstanbul’u abluka altına alarak Haliç tarafından kuşatmaya destek olmuştur. Bizans ise Kaptan Antonio emrindeki on büyük gemiden oluşan donanmasını Haliç’in girişine çektiği zincirin gerisinde mevzilenmiştir. Şehir, bundan önceki kuşatmalarda denizden kuşatılmadığı için gelen yardımlarla kuşatmalara dayanmış ve bu yardımlar önlenememiştir.
İstanbul kuşatmasında donanma komutanlığının yaptığı önemli işlerden birisi ise harekât gemilerinin karadan Haliç’e indirilmesidir. Burada bir parantez açmak gerekiyor. Gemilerin karadan hareket ettirilerek denize indirilmesi, halen daha tartışmalı bir konu olmakla birlikte; bu yürütme uygulamasının İstanbul kuşatmasından önce Aydınoğlu Gazi Umur Bey tarafından da denendiği bilinmektedir. Umur Bey, Atina Körfezi ile İnebahtı Körfezi arasında yer alan (bugünkü Korint Boğazı) altı millik mesafede donanmasını karadan yürüterek geçirmiş ve Keşişlik (Germe/Hexamilion) adasını fethetmiştir. Fatih de İstanbul’un fethinde uyguladığı bu gemi yürütme tekniğini daha sonra 1456 Belgrad ve 1470 Eğriboz’da da devam ettirmiştir.
Fatih’in İstanbul’u fethetmesiyle birlikte Osmanlı’nın denizlerdeki faaliyeti artmış ve bir deniz imparatorluğunun kuruluş adımları atılmaya başlanmıştır. Bu fetihle beraber ileriki zamanlarda yapılan atılımlarla Fatih Sultan Mehmet, “Denizlerin Sultanı” olarak da anılmaya başlayacaktır.
II.Murad zamanında kullanılmaya başladığını gördüğümüz “Sultânü’l-berri ve’l-bahr” ( Kara ve Denizlerin Sultanı) unvanı, Fatih tarafından da benimsenmeye başlamıştır.
Osmanlının fetihten sonraki deniz politikaları, denizlerden gelecek olan tehditlere karşı başkenti korumaya yönelikti.
“Fatih, Midilli’nin Ege’de önemli bir deniz üssü haline gelmesinden sonra donanmada gemilerinin sayısını artırmak gayesiyle tersanelerde gemi yapılması için emirler verdiği gibi Anadolu’nun her tarafından deniz mürettebatı temin etmek için de harekete geçti. Marmara Denizi’ni ve Karadeniz’i kontrol altına aldığı gibi güneyde Çanakkale Boğazı’nı tahkim etmeyi de ihmal etmedi. İstanbul Boğazı’nda karşılıklı olarak bulunan Anadolu Hisarı ile Rumeli Hisarı’na mukabil Çanakkale Boğazı’nın da iki tarafına Kal’a-i Sultaniye ve Kilidbahir kalelerinin, Gelibolu Valisi Yakup Bey tarafından inşası için emir verdi. Bu kalelerin tamamlanmasından sonra her iki tarafa otuzar top yerleştirilerek güvenlik sağlandı. Böylece Venedik, Ceneviz, Papalık ve Rodos donanmaları gibi o devrin en önemli deniz güçlerine karşı İstanbul güvenlik altına alındı. Akdeniz ile Karadeniz arasındaki ticaret yolu da kesin olarak Osmanlı kontrolüne geçti.”
İstanbul’un fethi, Karadeniz ve çevresine ulaşılmasının da önünü açmıştı. Fatih, daha sonraları Trabzon’u da fethederek orayı şehzade sancağı haline getirmiştir. Trabzon’un Fatih için önemi ise deniz yolundan Karadeniz’in kuzey topraklarına ve Kafkasya’ya, kara yolundan ise Doğu Anadolu ve İran’a ulaşmak için üs konumunda olmasıdır.
Daha sonrasında Kırım’ı hakimiyeti altına alarak Doğu ticaret yollarına hakim olan Osmanlı, buranın alınmasıyla Karadeniz’in bir “Türk gölü” haline gelmesi için önemli bir adım atmıştır.
“Arnavutluk sahillerinin önemli bir kısmı, Osmanlıların eline geçmişti. Nihayet 1479’da Osmanlı-Venedik anlaşmasının sağlanması, Osmanlıların denizlerde ilerlemesini cesaretlendirmiştir. Bu noktadan bakıldığında Fatih’in son yılları, Osmanlı denizciliğinin Batı Akdeniz’e açılma teşebbüslerinin başladığı bir dönem olmuştur. Nitekim bir bakıma bu amaçla görevi Avlonya sancakbeyliğine nakledilen Gedik Ahmed Paşa, 884’te (1479-80) İstanbul’a gelerek Pulya’nın alınması için teşebbüste bulunmuş ve donanmanın hazırlanması için ferman çıkarttırmıştır. Bütün hazırlıklar tamamlandıktan sonra; 15.000’den fazla asker ve kuşatma toplarının da yüklendiği donanma, Avlonya’dan İtalya’nın Pulya sahillerine geçmiştir.
Osmanlı donanması, Napoli Krallığı’na bağlı olan Otranto limanına demirlemiştir. Karaya asker ve mühimmat çıkartan Gedik Ahmed Paşa, kısa sürede şehri kuşatma altına almıştır. Osmanlı kuşatmasına hazırlıksız yakalanan Otranto şehri, hücumlara sadece iki hafta dayanabilmiş ve 26 Temmuz’da teslim olmuştur.”
Sonuç olarak; Fatih Sultan Mehmet, bir devletin güçlü olmasında denizlerde güçlü olmanın etkisini çok önceden fark etmiş ve bunun için gerekli adımları atmıştır. Donanmanın gücüyle bir çok yere sefer yapmış; İstanbul’u almış, Midilli seferini gerçekleştirmiş, Karadeniz’in “Türk gölü” olması için gayret sarfetmiş, Kırım’ı almış, Venediklilerle savaşmış ve Pulya Seferi ile İtalya’ya kadar ulaşmıştır. Ayrıca ölmeden önce Memlüklülere karşı düzenlemek istediği bir Mısır Seferi için çalışmaları olduğunu da biliyoruz. Osmanlı tersane ve donanmasının bu yapısı, daha sonraki dönemlerde devlet denizciliğin yapısına bir esas teşkil etmiştir.
Kaynak: Türk Denizcilik Tarihi/Deniz Kuvvetlerı Komutanlığı-İdris Bostan, Salih Özbaran
Hakan SAKALLI




