
RÜZGARDAKİ FISILTILAR
15 Aralık 2024
ÜZGÜN SOYTARI
15 Aralık 2024YOLUMUN ÜZERİNDE BİR HEYKEL VAR
Uyuduğum an bakışlarımı kaybetmekten korkuyordum. Yolun sıkıcı macerasını izlemeye olan hevesim körelmek üzereydi. Her gün, sabahından akşamına geçtiğim yollar ezberimdeydi. Gözüm kapalıyken bile nerede olduğumu çıkarabiliyordum. Biraz ötede, kargacık yazısına inat çok satan midyeci; okuldan çıkmış gençlere satış yapmaya çalışacaktı. Arkasındaki kuru gürültü çıkaran kalabalık yarışacak ve otobüse ilk binen olmak için birbirlerini itip kakacaktı. Sonra, biraz daha ileride, dikkatimi cezbeden o heykeli görecektim.
Kireçli heykeli gördüğüm an içimdeki merakın kıvılcımı çakacak ve kalbimden yayılıp zihnimi ele geçirecekti. Neydi bu heykelin sırrı? Herkese göre basit bir yapıydı. Bir anıt gibi dikili, nispeten uzun boylu bir insandan yarım kat iriydi. Spesifik bir ailenin esere dokunulması mıydı yoksa klasikleşen bir örnek miydi? Cevabını bilmediğim sorulardan yalnızca biriydi. Baba kızını kucağında tutarken elini oğlunun omzuna koymuştu. Yanlarında gülümseyerek duran annenin elbisesi eski çağın modernitesini, yirmi sene öncesinin köy terzisini, şimdiki zamanın efendiliğini yansıtan sade bir elbiseydi. Kaderden çıkma bu heykelin gözleri kederden arındırılmıştı. Belki de sahteydi. Ütopik düşünceli bir heykeltıraşın hayaliydi mutlu aile. Gerçek olmasını dileyen yanıma bir nefeslik es verdim. Kabul ediyorum, inanması güç. Kimdi bu aile heykellere konuk olacak ama kimse kim olduklarını bilmeyecek? Bir masalın, başka bir boyutta gizlenen ve unutulan bir hikâyenin başkarakterleri olmalılardı. Gizli, sembolik duran anlamı vardı. Özel insanları cezbedecek, kalan insanların görmezden geleceği sihirli dokunuşlarla yapılmış gibiydi.
İşte, bahsettiğim sıralamayı geçip heykelin olduğu alana geldi otobüs. Geçip gitti, uzun yolun bir ömrü daha silindi ve evime yaklaştım. Tıpkı diğer herkes gibi eve varma düşüncesine kapıldım ve heykele olan merakım aklımdan uçup gitti. Oysa daha ne hikâyeler anlatacaktım. Hasta bir kızdan ölen ailesine armağan kalacaktı heykel. Adamın kadına özür hediyesi olacaktı, bir daha gülümsemeyeceğini bildiğinden heykelini gülümsetecekti. Yalnız bir çocuğun hasretini işleyecekti. Ama hepsi, hiç var olmadı zihnimde. Cevabı bulamayacağımdan mıydı sorgulamayı bırakalı yoksa sıcak alana varışımdan mıydı? Sıradan olmak, sıradanlaşmaktan belki de daha iyiydi.
Irmak Ferha ER




