
BİRAZ YOL ÇOKÇA SEN
3 Kasım 2021
KÜLE DÖNECEK HAYATLAR ÜZERİNE BİR SOHBET
3 Kasım 2021“Sosyal medya postmodern bir kıraathanedir’’. Geçenlerde bir videoda değerli bir akademisyen tarafından böyle bir yorum gördüm. Bu iki kavram arasındaki bağı anlamak adına üstüne biraz düşünmek istedim. Bu pek uzun sayılmayan düşünme saatlerinin ardından son derece sık ve aktif kullanılan dijital mecraların eski kültürünü yavaş yavaş kaybetmiş, yerlerini büyük kurum ve kuruluşlara bırakmış kahvehanelerin ya da halk dili ile kahvelerin bir devamı olduğu kanısına vardım. Ve tabii her zaman olduğu gibi bu düşünceleri siz dostlarımla paylaşıp, güzel bir sohbet etmek istedim. Umarım siz de keyif alırsınız.
Her ne kadar günlük hayatta kahve kelimesini tercih etsem de bu sohbette kahvehane demek istiyorum. Gerek yetiştiğim çevre gerekse ileride kendimin tecrübe etmesi ile kahvehaneler hakkında belirli bir bilgiye sahip olduğumu düşünüyorum. Kahvehaneler aslında kendi içinde derin bir sosyoloji barındırır diyerek iddialı bir giriş yapacağım. Son derece keskin bir sınıfsal yapı hakimdir. Fakat bu alışılagelen, içinde aristokratlar, tüccarlar veya serflerin olduğu bir sınıflama değildir. Kahvehanede tek bir aristokrat vardır o da kahvehanenin sahibidir. Her şeye o karar verir, tebaası yani müşterileri arasındaki sorunları o çözer. Hatta öyle ki kraliyet üzerinden örnek verecek olursak, mutlak hakimiyet sahibi olan kral kendi halkına hizmet eder. Ama söylediğim gibi kahvehanenin sınıfsal yapısına bu şekilde bakmak pek mantıklı değildir. Mesela son dönemlerde sosyal medyada iyice yayılan linç kültürü kahvehanelerde daima var olmuştur. Sıklıkla görüyoruz çok basit meselelerde dahi yapılan ağır eleştiri veya yorumları. Genelde içinde hakaret de barındıran bu yorumlar aslında çok da önemli bulunmayan akılda kalmayacak şeylerdir. Öyle ki bu yorumların sahiplerine neden böyle dedin sorusunu sorarsak dahi muhtemelen ‘’Ya öylesine yazdım takılmaya gerek yok.’’ cevabını alacağızdır. Kahvehaneler de tıpkı böyledir. Aynı masada oturan iki arkadaş bazen oynadıkları oyun, bazen farklı düşünceye sahip olmaları bazen de bunlardan çok daha küçük sebeplerden büyük tartışmalar yaşayabilirler. Birçok beylik laf edip, çok ağır cümleler kurarlar. Fakat diğer akşam tekrar giderseniz aynı iki kişiyi hiçbir şey olmamış gibi muhabbet ederken görebilirsiniz. Bu da kısa süreli bir linçtir aslında. Fakat aradaki temel fark şudur ki; sosyal medyada yazılan bir şey adı üstünde bir yazıdır, cansızdır. Fakat kahvehanede direkt canlı bir şekilde yüze yapılır bu ağır yorumlar. Şöyle düşünelim, insanın sevdiğine mektup yazarak aşkını ifade etmesi mi daha canlıdır yoksa gözlerine bakarak ifade etmesi mi? Şüphesiz gözlerine bakarak hiçbir şeyden çekinmeden söylenen cümleler daha canlıdır. Bu nedenle kahvehanedeki bu linç kültürü kimi zaman sosyal medyadakinden çok daha etkili olabilir. Bir diğer durum ise kahvehanelerdeki insanlar -tıpkı şu an sosyal medyada olduğu gibi- her şeyin birinci muhatabı gibi davranırlar. Bir masada yeni dünya sistemi hakkında adeta bir sempozyum verilirken hemen yan masada yakın orta doğu tarihi hakkında hararetli tartışmalara şahit olabilirsiniz. İşin güzel kısmı da hiç kimse bir diğerine o bilmiyor gözü ile bakmaz. Zira kahvehaneler bir tane aristokratın yanında pek çok filozof da barındırır.
Tartışmalar yapılır kavgalar edilir ve en son herkes evlerine dönüp yaşamlarına devam ederler. Dün gece ülkenin eğitim sistemini tek başına onaran adam sabahleyin mahalleliye ekmek yetiştirmeye çalışır. Bütün bu aksiyon ve heyecanın ardından geriye sadece tek cümle kalır; ‘’Fatih abi bize üç çay biri demli.’’
Şemsettin DEMİRCİ




