
BURNU SÜNGERLİ ADAM
3 Kasım 2021
KİM BİLİR
3 Kasım 2021“Hikâyeler, insanı diri kılarlar.” Son birkaç yıldır bu cümlenin ardına sığınıp içinde
bulunduğum bütün hikâyeleri kavramaya, yeni hikâyeler yazıp eskileri sürdürmeye çalıştım.
Her insan gibi yaşadığım onlarca olayın arasında kimileri beni derinden etkiledi. Bugün size
dışarıdan gözüktüğünden çok farklı anlamlara sahip olan, yaşamımdaki en göz önündeki
hikâyelerden birinden bahsedeceğim.
Sakarya’da yaşayan Trabzonlu bir ailede dünyaya geldim. Genel olarak benzer insan
portrelerine sahip bir çevrede yaşamamı sürdürmeye, bazen ufak bazense boyumdan dahi
büyük hikâyeler yazmaya çalıştım. Ne denli başarılı olduğumu bilemem, lakin şunu
söyleyebilirim ki; bütün hikâyelerimin birkaç ortak noktası vardı. Bunlardan biri de
Trabzonspor… İlk bakışta bir futbol kulübünün bu denli etkili olması saçma gelebilir, lakin bu
yazı ile sizlere bu değerin kaynağını anlatmayı ümit ediyorum.
“Fatih mi olsun, Gökdeniz mi?” Her şey, babamın bu cümlesi ile başlamıştı aslında.
Yurt dışından gelen, uzun zamandır görmediğim babamın bana forma alırken kimin formasını
istediğimi sorduğu bir soru. O zamanlar yaşça ufak olduğum, bu oyuna ve haliyle bu takıma
dair herhangi bir bilgim olmadığından cevaplayamamıştım. Neyse ki suskunluğumu babam
bozup; “Fatih alalım, hem o daha çok gol atıyor.” demişti. Babamın formayı alıp bana
uzatırken gözlerinde gördüğüm o sevinç ve gururu kelimelere dökebileceğimi sanmıyorum.
Bunu, o çocuk aklımla dâhi fark etmiştim. O gün başlayan bu futbol, daha doğrusu
Trabzonspor sevdam; azalmadan hatta belki daha da katmerlenerek devam etmekte. Yaşım
ilerlediğinde, her şeyi sorgularken fark etmiştim ki babamla olan sohbetimizin ana kaynağı
daima Trabzonspor olmuştu. Bunu dile getirmese bile, onunla aynı takımı tuttuğum için gurur
duyuyordu sanki. O, Trabzon şehrinde büyümüştü ve bu takımın en başarılı anlarına şahitlik
etmişti. Yani anlayacağınız, onu bu oyuna ya da belki bu takıma bağlayan onlarca sebep
vardı.
Peki ya ben? 3-4 yılda bir sadece yaz tatilinde gittiğim, genel olarak internetteki
fotoğraflarda gördüğüm bu şehrin takımını neden bu kadar büyük bir ciddiyetle
destekliyordum? Kalan hayatımdan neden onlarca taviz veriyordum bu takım için? Yine bu
soruların cevaplarını, babamla bir sohbetimde anlamıştım. Başarılarla dolu olan maziyi
anlatırken gözlerindeki o ışıltıda gördüm. Aslında benim sevgi ve değerim; var olan
Trabzonspor’dan öte, babamın Trabzonspor’una karşıymış. Aslında ben bu takımı tıpkı
babam gibi; kendimden bir şeyler bulduğum, beni temsil ettiğini düşündüğüm için
tutuyormuşum. Alınacak galibiyetlerden, kazanılacak kupalardan çok; bu hikâyeye sığınmak,
benim hikâyemin yanında ülkenin çok farklı yerlerinde benzer hikâyeleri yaşayan insanları
bilmek benim bu kulübe olan aidiyetimi arttırmıştı. Tıpkı diğer hikâyeler gibi bu hikâyenin de
olumlu-olumsuz birçok yanı oldu tabi ki. Bazen alınan bir skor beni kahretse de birkaç gün
sonra tekrar hesaplamalar yaparken buldum kendimi. Yani anlayacağınız Trabzonspor
hayatımın tam merkezine oturmuş, her hikâyemde var olmaya ant içmiş gibiydi. Ve ben bu
durumdan hiçbir zaman gocunmadım. Sinirlenip uzaklaşmaya çalıştığım her an daha da
yakınlaştım.
Trabzonspor, çok başka hikâyeler yazmaya ve yaşatmaya devam edecek. Sanırım var
olduğu süre boyunca da bizler onun peşinde kafa yoracağız. Bir topluluk adına konuşmak gibi
olmasın fakat sanırım bizler, katıksız sevgi ve samimiyeti yüreğimizde hissedip ortak
hikâyeleri olan ve bu sayede tanışan ya da asla tanışmayacak olan bir takım insanız. Bu vesile
ile bu kıymetli yapının temellerini atan, onlarca şeye rağmen hala ayakta tutan ve tutmaya
devam edecek tüm şahıslara rahmet, sevgi ve selamlar olsun. Önümüz ne olur, neler yaşarız
bilemem. Fakat şundan eminim ki; ”Sonsuza dek hep sürecek, oğlum da seni sevecek…”
(29.12.2019) Büyük bir özlemle bekliyorum hocam…
Şemsettin DEMİRCİ




