
KENDİNİ AFFEDEMEYEN BİR KADININ HAYATINDAN 24 SAAT
8 Mayıs 2024
CALYPSO
8 Mayıs 2024KENDİ BAŞINALIK
Aklım çok karışık bu aralar. Taş atmışlar da bulanmış gibi. Balık ayran ikilisi de olabilir yahut hapşırığın içine kaçması gibi bir şey. Vatkalı ceketlerden nefret ettiğim bir gün. Buna bağladım tüm huzursuzluğu. Sabahki meşgalem, şikâyetim hatta. Omzuma dar geldi ve şu an tüm sitemim ona. Ama bizler böyleyiz zaten, hayata karşı çok alınganız, muzır bir çocuk gibi söylenip dururuz. Ah bizleri anlamak ne zor…
Neyse kum saatim boşalmadı henüz. Vaktim var. Bir şeylere hâlâ vaktimin olması beni mutlu ediyor. Biraz eski ve yaşlı konuştum. Ruhumdan mütevellit bu, yaşımla alakası yok. Saatimin kumlarını özenle seçtim, tek tek sayarak hatta. Absürt gelmesin sakın, deli de değilim, saydım diyorum siz de inanın ne olur! Alaturka vakitlere ayarladım onu. Kaçmaması, beni yanlışa sürüklememesi adına, kendime gelmem adına.
Üşüdüm, serindi balkon. Daha sıkı sarıldım kendime ve devam ettim göğü izlemeye. Yıldızlar kaybolmuş sıra yağmurda çünkü. Biraz ağlamaya ihtiyacımız var. Islanmaya, çamura batmaya, kirlenmeye belki de. Demem o ki nefsi terbiye etmeye ihtiyaç var. Tıpkı hayatın ölümle terbiye edilişi gibi. Yeniden dirilmeye, kirden arınmaya, ve ıslakken kurumaya ihtiyacımız var üşütmemek adına.
Günden ve geceden nasibime düşeni almaya çalışıyorum. Kuyu kurumuş ama ben su çekmek zorundayım. Kıvamım tam olarak bu. Söylediklerim düşkünlük timsali değil, lütfen! Dedim ya nasibimi arıyorum. Bir yudum su yahut birkaç damla, inanın fazlasında gözüm yok. Sadece bu çaba yoruyor, yıpratıyor, uyutmuyor. Bu deli düşüncelerden sebep bazen hiç uyuyamıyorum. Hiçlik, bir girdap âdeta. Sonsuzluk fikrimce.
Sokak bir iki misafir ağırlıyor, tan ağarıyor çünkü. Gecenin mesaisi bitti, dinlenmeye gidiyor. Gece vardiyası yeni bitmiş çöpçülerin temizlediği kaldırımlardan, uykusunu alamamış kahvaltısı kursağında amcalar geçiyor. Dilenmek için yerini ayarlamaya çalışanlar da beliriyor. Kepenk sesleri karışıyor. Çaylar dertlerimize eşlik etsin diye suyunu kaynamaya bırakıp, bardakları hazırlıyor toy bir çocuk.
Dalıyorum bir vakit o müthiş kızıllığa. Güneş doğudan yükseliyor. Ama batışı meçhul. Kimilerimiz erken batırıyor güneşini, gözlerini erken kapatıyor. Ve bazen bilerek kör oluyor. Körlük fena bir şey. Ben bilmem çok şükür dedem anlatırdı. Gözleri mavimsiydi, hastalığın etkisiydi sanırım. Ona verilmiş bir nimet gibi anlatırdı. Görür gibi konuşurdu. Ümitvâriydi kendi hâlinde. Ben ondan sebep bilmezdim şu yaşıma kadar körlüğün fena bir şey olduğunu. Tam böyle derken irkildim birden. Dört duvar kavgası beni masumluğumdan koparıverdi. Elimde duran birkaç şiir dizesi de dağıldı, belli çünkü onlar da korkmuş. Dağınık dizeler bunlar, karanlıkta yazılmış. Nâzım Hikmet’in türünden gibi rastgele bir şiir: ‘trrrrum, trrrrum, trrrrum! trak tiki tak! makinalaşmak istiyorum!’
Evet dediğim gibi kendi başınalık zor bir müessese. Düşüncelerimin tek sebebi, hayır yanlışım var bir sebebi. Yani demem o ki insan kendine yeterli olamıyor. Olamaz da. Bu bir noksanlıktır aslında, bir nişandır, yaratılmışlık nişanı. Bir nüans. Küçük dokunuşlara gebe bir nüans. Eksiği bulmak için bize verilmiş bir nimet belki. Arayışa çıkmak için bir muştu. Bir heyecan. Ve belki de bir zikir. Bunları kaybetmeden bir uğraş vermeli, bir çaba göstermeli. Bir yola koyulmalı yahut yoldan ayrılmamalı.
Şevval Nesra AKIN




